Generation Z’nin, Peter Pan ile Benzerlikleri Nelerdir?

‘Şimdi niye uçamıyorsun anne?’
‘Çünkü ben büyüğüm canım, insanlar büyüyünce uçmayı unuturlar.’
‘Niye unuturlar?’
‘Çünkü artık şen, masum ve kalpsiz değillerdir de ondan. Ancak şen, masum ve kalpsiz olanlar uçabilir.’

Peter Pan (Wendy ile Jane’in diyaloğu)

Pek çok yönüyle bize yabancı geliyorlar. Biz dediğim, onlardan hayli önce doğanlar.

Anlamaya çalışıyoruz. Anlayamadığımız yerde, harflerle adlandırıyoruz.

İngilizcede “Generation Z” denilen, bizde “Z Kuşağı” diye adlandırılan nesilden söz ediyorum. 1996 ve sonrasında doğanlar.

“Diye adlandırılan” diyorum. Çünkü, kuşak kavramının bu durumda kullanılmasını doğru bulmuyor ve bu adın kullanımı için iki yönlü bir etkiye ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

Mesela, vaktiyle “68 Kuşağı” dedik. İki nedeni vardı. Birincisi, dünyadan etkilenmişlerdi; ikincisi, burası daha önemli, dünyaya damgalarını vurmuşlardı.

Bazı kesimler tarafından yersiz bir umutla bakılan “Generation Z” için böyle bir imkanın mevcut olduğunu düşünmüyorum. Gerekçelerimin bir kısmını, bu yazının sınırları içinde, belirtebileceğimi sanıyorum.

Bu arada, nesil kavramının biyolojik, kuşak kavramının ise sosyolojik bir çerçeveye oturduğunu zannediyorum. Bir de bence, ilk kavram, felsefi olarak “kendinde” oluşu anlatırken, ikincisi “kendi için” oluşu anlatıyor. Bu durumda, “Z Nesli” bence daha uygun bir karşılık oluyor.

Yukarıda, “anlamaya çalışıyoruz” dedim. Bu yönde bazı adımlar atılmış durumda. Bir tanesi, sosyal psikolog Jonathan Haidt tarafından 13 Mart’ta The Atlantic için yazılan, kapsamlı bir makaledir.

Jonathan Haidt, 26 Mart’ta yayınlanan “The Anxious Generation” kitabının yazarıdır.

Makaleden bizi, değerli Erol Hoca (Erol Göka) “Fikir Turu” internet sitesindeki yazısıyla haberdar etti. Ondan önce de, aynı sitede, Mustafa Alkan makalenin özet çevirisini sunmuştu.

Makale kapsamlıdır ve buraya bir özetini almaya girişmeyeceğim. İngilizce aslı ve Erol Hoca’nın ağır çıkarımlarla dolu yorumu okunmalıdır. Makalenin ingilizce aslını okuyamayacaklar için, Mustafa Alkan’ın özet çevirisi önemli ölçüde bilgi verici olacaktır.

Çok kısa olarak belirtirsem, yazarın, çocukluktaki denetimsiz ve gözetimsiz risk, macera ve oyun olanaklarının çocukların ellerinden alınmasını temel faktör olarak gördüğünü, akıllı telefonların da bunun üzerine geldiğini söylediğini anlıyorum. Sizler de okur ve görüşlerinizi belirtirseniz sevinirim.

Pekiyi ben bu yazıda ne yapacağım? Peter Pan‘dan ve Peter Pan Sendromu‘ndan söz edeceğim.

Yakın zamanda, İngilizce lisanımın eksik yapıtaşlarını tamamlamaya yönelik olarak, kısaltılmış hikayeler okumaya başladım. Birincisi Robin Hood, ikincisi Peter Pan idi.

Peter Pan’ın özetini okuduktan sonra, ilgimi çekti; bu yaşımda, kısaltılmamış Türkçe çevirisini de okuyayım dedim.

Okuduğum, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları‘nın “100 Temel Eser” serisinden çıkmış, Betül Avunç çevirisiydi. Oğlumun küçüklüğünde edinmişiz.

Yazarın iğneleyici dili ve keskin gözlemleri beni etkiledi. Bir de, kitabın bir çocuk romanı olmaktan öte yanlarının olduğunu düşündüm.

Çocuklarının büyümesini istemeyen ve her suçlarında onları sonsuz bağışlayıcıklarıyla karşılayan romantik anneler, hep hesap kitap yapıp babalık işlevlerini yerine getirmekten uzaklaşan babalar, annelerinin bağışlayıcılıkları ve koruyuculukları yüzünden büyüme gereği duymayan çocuklar yazarın ince mizahından nasibini almış durumdadır.

J.M.Barrie, önce, 1904’te “Peter Pan; or, the Boy Who Wouldn’t Grow Up“ı oyun olarak kaleme alıyor. Bu metin, 1911’de, “Peter and Wendy” adlı kitaba dönüşüyor. Bugün “Peter Pan” adıyla okuduğumuz, bu kitaptır.

Çocuklarının büyümesini istemeyen anneler” dedim.

Kitap şöyle başlıyor:

“Biri dışında, bütün çocuklar büyür ve büyüyeceklerini erken yaşta öğrenirler. Wendy de şöyle öğrendi: İki yaşındayken, bir gün bahçede oynuyordu. Bir çiçek daha koparıp, bu çiçekle annesine koştu. Sanırım küçük kız pek sevimli görünüyordu ki, Bayan Darling elini göğsüne koyup, ‘Ah, keşke hep böyle kalabilsen!‘ diye haykırdı. Bu konuda aralarında geçen konuşmanın hepsi buydu, ama Wendy bundan böyle büyümek zorunda olduğunu öğrenmişti.”

Romanda, Peter’ın yapısı hakkında epey ipucu var. Bazıları şöyle:

“Peter’ın tek düşüncesi -ama ben onun hiçbir zaman düşündüğüne inanmam– gölgesiyle yan yana geldikleri zaman iki su damlası gibi birbirine kaynaşacakları olmalıydı.”

“Wendy oğlanın cahilliğine sevinmişti.”

“Kendini beğenmişliğin Peter’ın en dikkat çekici özelliklerinden biri olduğunu utanarak itiraf etmeliyim. Açıkça söylemek gerekirse, onun kadar kibirli bir çocuk yoktu.”

“‘Evet,’ dedi kurnaz Peter.”

“‘Sağdan ikinciye sap, sonra sabaha dek dümdüz git.’
Peter, Düşler Ülkesi’ne böyle gidildiğini söylemişti Wendy’ye; ama çocukların rüzgarlı köşelerde danıştıkları harita taşıyan kuşlar bile, bu tarifle ülkeyi bulamadılar. Görüyorsunuz işte, Peter aklına geleni söylemişti.”

“Onu ilgilendiren şeyin hayat kurtarmak değil, becerisini sergilemek olduğunu hissederdiniz. Ayrıca, değişikliği severdi. Bir an için ilgisini çeken bir oyun, ansızın onu bıktırırdı.”

“Gerçekten de, Peter geri döndüğünde bazen onları tanımıyordu; en azından çok iyi hatırlamıyordu. Wendy bundan emindi. Peter yanlarından geçip giderken, kısa bir sohbet sırasında oğlanın gözlerinde bir tanıma belirtisi görürdü Wendy; hatta bir keresinde ona adını söylemek zorunda kaldı.”

“Ama uyuşukluktan nefret eden Peter’ın gelişiyle, her şey yoluna girer.”

“Böyle zamanlarda onunla diğer çocuklar arasındaki fark, çocukların bunun bir oyun olduğunu bilmesi, Peter için ise oyunla gerçeğin kesinlikle aynı şey olmasıydı.”

Oyunlar Peter için o kadar gerçekti ki, yalancıktan yemek yerken tombullaştığını görebilirdiniz.”

“Kolay olmasa da, onun sözünü dinlemek zorundaydınız.”

“Peter sık sık yalnız başına dışarı çıkardı. Geri döndüğünde, bir serüven yaşayıp yaşamadığından asla emin olamazdınız. Tamamen aklından çıkmış olabileceği için hiçbir şey söylemezdi. Sonra siz dışarı çıkar ve bir cesetle karşılaşırdınız. Başka bir zaman, serüveniyle ilgili birçok şey anlatırdı; ancak bu sefer de cesedi bulamazdınız.”

“Ne var ki, Peter yerinden kımıldamadı, içi kıpır kıpırdı ve iyice kibirlenmişti. ‘Harika değil miyim yani? Ay, harikayım ben!’ diye fısıldadı Wendy’ye.”

“İşin aslı, Peter’da korsanı çıldırtan bir şey olmasıydı. Bu, Peter’ın cesareti, büyüleyici görünüşü, şu ya da bu değildi. Neyse, bunun ne olduğunu çok iyi bildiğimize ve söylememiz gerektiğine göre, lafı dolandırmayalım: Bu, Peter’ın kendine duyduğu aşırı güvendi.”

“Peter, her şeyden önce kendini düşündüğü için, değişikliğin hiç farkına varmadan, ‘Merhaba Wendy,’ dedi.”

Mevcut sınırlı bilgilerimle şunu söyleyebilirim: Bu hallerin bir kısmı, psikologların bugünlerde Narsizm dedikleri yapının parçalarını oluşturuyor. Bu konuya, aşağıda, Peter Pan Sendromu‘ndan söz ederken değiniyorum.

Peter Pan, büyümeme ve çocuk kalma halinin anlatısıdır. Bu haldeki ısrardır aynı zamanda. Bir de, yetişkinliğe ve yetişkinlere duyulan öfkedir.

Aşağıdakiler, kitaptan, bu çerçevede seçtiğim alıntılar.

“‘Çünkü annemle babamın, büyüyünce ne olacağım hakkında konuştuklarını duydum,’ diye açıklama yaptı Peter alçak sesle. Şimdi iyice huzursuzlanmıştı. ‘Büyümek istemiyorum,’ dedi hırsla, ‘daima küçük bir çocuk olarak kalmak ve eğlenmek istiyorum.’”

“Adadaki çocukların sayısı öldürülme durumuna göre değişir; ayrıca büyümek kurallara aykırı olduğundan, büyümeye başladıklarında Peter onları ayıklar.”

“‘Ne oldu Peter?’
‘Sadece düşünüyordum,’ dedi. Biraz korkmuştu. ‘Yalancıktan babalarıyım, değil mi?’
Wendy soğuk bir şekilde ‘Aa, tabii,’ dedi.
Peter özür diler gibi, ‘Görüyorsun ki,’ diyerek devam etti, ‘onların gerçek babası olmak beni çok yaşlandıracak.’”

“Her zamanki gibi her şeyi berbat eden yetişkinlere öyle bir öfke duydu ki, ağacına girer girmez her saniyede yaklaşık beş olmak üzere, hızlı hızlı solumaya başladı. Bunu bilerek yapıyordu; nedeni de, Düşler Ülkesi’nde şöyle bir özdeyiş olmasıydı: Her soluk alışınızda bir yetişkin can verir. Peter da intikam alırcasına, yetişkinlerin kökünü kazımaya çalışıyordu.”

“‘Hayır, hayır,’ dedi Wendy’ye, kararlı bir şekilde, ‘annem büyüdüğümü söyleyecektir, oysa ben her zaman küçük bir çocuk olarak kalmak ve eğlenmek istiyorum.’”

“‘Gençliğim ben, neşeyim, yumurtadan yeni çıkmış bir civcivim,’ diye gelişigüzel yanıtladı Peter.”

“Artık gözünü Wendy’nin üstünden ayırmayan Bayan Darling, hemen pencereye geldi ve Peter’a, öbür çocukların hepsini evlat edindiğini, onu da evlat edinmek istediğini söyledi.
Peter kurnazca, ‘Beni okula gönderecek misiniz?’ diye sordu.
‘Evet.’
‘Sonra da bir büroda mı çalışacağım?’
‘Herhalde.’
‘Çabucak adam mı olacağım?’
‘Çabucak.’
Peter hırsla, ‘Okula gitmek ve ciddi şeyler öğrenmek istemiyorum ben,’ dedi. ‘Adam olmak da istemiyorum. Ey, Wendy’nin sevgili annesi, ya uyanınca sakalım çıkmış olursa!’
Wendy, ‘Sakallı da olsan seni yine severdim Peter,’ diyerek çocuğu teselli etti. Bayan Darling ise Peter’a kollarını uzatmıştı; ama Peter kadını geri çevirdi.
‘Benden uzak durun hanımefendi, kimse beni yakalayıp adam edemeyecek.’”

Bu kadar alıntıyla yazıyı hayli uzatmış oldum. Şimdi yazının son kısmına geliyoruz.

Bütün edebi tiplemeler, masallardakiler de dahil, gerçek hayattan besinlerini alırlar diye düşünegelmişimdir. J.M.Barrie’nin de, gerçek hayatta gördüğü, o günler için istisnai olan bir yapıyı tipleştirdiğini düşünüyorum. Bu tip, gerekli koşullar oluştuğunda, daha yayılıp, bilim adamlarının dikkatine çarpacak hale geliyor. İlk tiplemeyi ise, bence, bilimden önce sanat, sezgiyle yapıyor.

Nitekim, 1983’te, psikanalist Dr. Dan Kiley “The Peter Pan Syndrome: Men Who Have Never Grown Up” adlı kitabını yazıyor. Tedavi ettiği gençlerin, büyümekle ve yetişkin sorumluluklarını almakla ilgili problemleri vardır. Buradan yola çıkarak, bir sendromu tarif ediyor.

Yanıltıcı olmamak için belirtiyorum, “Peter Pan Sendromu” Dünya Sağlık Örgütü tarafından tanınmamış ve DSM-5‘e alınmamıştır. Terim, bir pop psikoloji ifadesi olarak kalıyor.

Dan Kiley, Peter Pan Sendromu’nun yedi belirtisinden söz ediyor:

  • Duygusal felç: İnsanlar duyguları köreltmiş olabilir veya duygularını uygunsuz şekillerde ifade edebilirler.
  • Yavaşlık: Kayıtsız olabilirler, görevleri erteleyebilirler ve sıklıkla geç kalabilirler.
  • Sosyal zorluklar: Kaygılı hissedebilirler ve hem romantik hem de platonik anlamlı ilişkiler kurmada ve sürdürmede zorluk yaşayabilirler. Bağlılık korkuları ve yetişkinlere yönelik sorumluluklar üstlenme konusundaki isteksizlikleri, başkalarıyla daha derin bir düzeyde bağlantı kurma becerilerini engelleyebilir.
  • Sorumluluktan Kaçınma: Peter Pan sendromlu bireyler, kariyer peşinde koşmak, mali durumu yönetmek veya uzun vadeli istikrarlı bir ilişkiyi sürdürmek gibi yetişkinlerin rol ve sorumluluklarını üstlenmekten kaçınabilir veya direnebilir. Anı yaşamayı tercih edebilirler ve uzun vadeli planlama veya fedakarlık gerektiren taahhütlerde bulunmaktan kaçınabilirler. Hatalarının sorumluluğunu almaktan kaçınabilir ve başkalarını suçlayabilirler.
  • Kadınlık: Kiley’e göre insanlar annelik ilişkilerinde zorluk yaşayabilir ve gelecekteki romantik partnerlerine “anne figürü” gibi davranabilirler.
  • Erkeklik: Babalarından uzak hissedebilirler ve erkek otorite figürleriyle sorun yaşayabilirler.
  • Cinsel ilişkiler: Romantik partnerleri tarafından reddedilmekten korkabilirler ve kendilerine bağımlı olan bir partneri arzulayabilirler.

Bunların büyük kısmının, Narsisistik Kişilik Bozukluğu ile örtüştüğü belirtilmektedir.

Sendroma, çocuklukta ihmal ya da aşırı koruyuculuğun yol açtığı düşüncesi mevcuttur. Bu birbirinden uzak iki uç davranışın aynı sonuca yol açtığı varsayımını ilginç buluyorum.

Aşırı koruyuculuğun Generation Z’nin yetişme koşullarındaki belirleyici etkisinden, girişte söz ettiğimiz Jonathan Haidt de söz etmektedir.

Bunları yazdıktan sonra, (psikoloji ya da psikiyatri mesleğinden olmamam itibariyle) boyumu aşan bir provakatif soruyla bitiriyorum: Bir kuşakla mı karşı karşıyayız, bir sendromun pandemi haline dönüşmesiyle mi?


Yayınladığım yazıları beğeniyor, onlardan haberdar olmayı ve yazıların size e-posta ile gelmesini istiyorsanız, lütfen aşağıdaki Abone ol düğmesini tıklayarak abone olun. E-posta adresinize gelen onay mesajındaki ilgili kısma tıklamayı da unutmayın. Abonelik işleminiz ancak böyle tamamlanmış olacaktır.

Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle.

Not: 1) Kitapla ilgili GoodReads yorumuma aşağıdaki bağlantıdan ulaşılabilir:
https://www.goodreads.com/review/show/6470768865

2) Bu düşüncelerimle Z Kuşağına acımasız davranmış olmak istemem. Neticede onları bu hale getiren sorumluların başında bizler, onları hayattan fazlasıyla koruyan eski kuşaklar varız. Bu konuda görüşlerinizi yorumlara yazabilirseniz, ben de tek başına düşünüyor olmanın sakıncalarından korunmuş olurum.

“Generation Z’nin, Peter Pan ile Benzerlikleri Nelerdir?” için 4 cevap

  1. Dilek Erdal Avatar
    Dilek Erdal

    ——Onu ilgilendiren şeyin hayat kurtarmak değil, becerisini sergilemek olduğunu hissederdiniz. Ayrıca, değişikliği severdi. Bir an için ilgisini çeken bir oyun, ansızın onu bıktırırdı.”____

    hayatin ozeti bu bence. Herbirimiz; “yeterince farkindaysak” peter pan’iz 😀

    Beğen

    1. kubilayyilmaz1966 Avatar
      kubilayyilmaz1966

      Elbette. Yeterki “yeterince farkında” olalım. Bu eksik olduğunda, yaşamsal sorunlar ortaya çıkıyor.
      Sevgiler.

      Beğen

  2.  Avatar
    Anonim
    • Erıch Fromm, günümüz dünyasının ruhsuz, cansız, kalitesiz her şeyi ön plana çıkarmak üzerine kurulu olduğunu ve insanları bilinçsizce haz peşinde koşmaya ittiğini belirtir. Günümüz dünyasındaki atmosferin de Pan Sendromunu tetiklediğine inanıyorum.

    Liked by 1 kişi

    1. kubilayyilmaz1966 Avatar
      kubilayyilmaz1966

      Erich Fromm, hümanist/varoluşçu psikolojinin büyük düşünürlerindendir. Ben de külliyatının bir kısmını okudum, daha bekleyenler var.

      Farklı bir görüş sunan yorumunuz için teşekkür ederim. Ellerinize sağlık.

      Beğen

kubilayyilmaz1966 için bir cevap yazın Cevabı iptal et