Dostoyevski “Kaçış Kapıları”nı Biliyor muydu?

Kaçış kapıları ile ilişkili olan çocuğun düşüncesi sıklıkla: ‘Eğer işler yeteri kadar kötüye giderse, her zaman kendimi öldürebilirim/başka birini öldürebilirim/çıldırırım’ şeklini alır.

Boyd H. ve Cowles-Boyd, L.

Dostoyevski‘nin en başarılı romanı Suç ve Ceza‘ya nasıl bakılabilir? Edebi olarak bakmak mümkün, felsefi olarak bakmak mümkün. Ben burada, psikolojik olarak bakmaya çalışacağım. İletişim Yayınları baskısına alınmış, Philip Rahv’ın incelemesinde de, Raskolnikov‘dan, “düşüncesinde makul hale getirdiği, ama bilinçsiz bir cinnet hali dışında açıklanmayacak bir cinayeti işlemiş sinir hastası” olarak söz edilmektedir.

Suç ve Ceza, üç insanlık halinin –cinayet, intihar ve delilik– geçit töreni gibidir. Romanda birden fazla cinayet vardır. Aynı zamanda, bir cinayeti sahiplenen birden fazla fail vardır. Öte yandan, romanın asıl konusunu oluşturan cinayet, aslında (romanda da belirtildiği gibi) bir intihar niteliği de taşır. Bu kadarı da yetmez, intihar teması birden fazla kez sahneye girer. Delirme için de böyledir.

Raskolnikov’un, cinayetten sonraki deliliği, tüm okurlar için aşikardır. Peki cinayetten öncesi? Cinayeti sadece felsefi ve siyasi fikirlerini hayata geçirmek için mi işler, yoksa delirmiş midir?

Romanda, Raskolnikov’un halet-i ruhiyesinin “son bir ayda” değiştiği belirtiliyor. Peki, delilik olarak görülebilecek bu değişikliğe ilişkin izler/göstergeler neler?

Aslında hiç de ürkek yaradılışlı, kişiliksiz bir genç değildi. Dahası güçlü bir kişiliği vardı. Ancak, bir zamandır evhama benzer bir sinirlilik, gerginlik vardı üzerinde. Öylesine içine kapanmıştı, insanlardan öylesine uzaklaşmıştı ki, yalnızca ev sahibesiyle değil, hiç kimseyle karşılaşmak istemiyordu.

Günlük işlerini bütünüyle bırakmıştı. Hiçbir şeyle ilgilenmiyordu.

Düşüncelerinin zaman zaman karıştığının, bünyesinin çok zayıf düştüğünün kendi de farkındaydı artık. İki gündür bir şey yememişti çünkü.

Üstü başı berbattı, öyle ki, buna alışık biri bile üzerinde böylesine eski püskülerle gündüz sokağa çıkmaya sıkılırdı.

Son zamanlarda insanlardan iyice kaçar olmuştu.

Ertesi sabah huzursuz bir uykudan sonra oldukça geç, hiç dinlenmemiş gibi uyandı Raskolnikov.

Boş vermişlikte, pasaklılıkta bundan ötesi olanaksızdı.

Hizmetine bakan, arada odasını temizlemeye gelen hizmetçi kızın yüzünü görmek bile öfkelenmesine, sinirlerinin bozulmasına yetiyordu. Tüm dikkatini tek bir şeyin üzerinde yoğunlaştırmış sabit fikirli bazı insanlarda görülür bu durum.

Ürpertisi, sıtma nöbeti gelmiş gibi bir titremeye dönüşmüştü. Üşüyordu. Böylesine bir sıcakta üşüyordu.

Ne var ki, son zamanlarda birtakım kör inançlara kaptırır olmuştu kendini Raskolnikov. Bunun izleri daha sonraları da uzun süre silinmez bir biçimde kalmıştı üzerinde. Bu işte hep tuhaflığa benzer bir şeylerin, esrarlı bir yanın, özel birtakım etkilerin, rastlantıların var olduğuna inanıyordu.” (Raskolnikov, cinayet planına, rastlantılar ve kaderin, sanki bir işaret niteliğinde, yardım ettiğini/yol gösterdiğini kurguluyor. Bir tür seçilmişlik düşüncesi.)

Tuhaf bir biçimde gülümseyerek, ‘Şeytan yardım ediyor!’ diye geçirdi içinden. Bu rastlantı olağanüstü yüreklendirmişti onu.

Bu kadarı sanırım yeter.

Romanda, Raskolnikov’un son bir ayda gelişen bu durumuna yol açması muhtemel bazı gelişmelerden/sorunlardan söz ediliyor. Yoksulluğu, parasızlıktan ötürü üniversite eğitimini bırakmak zorunda kalması, annesinin güçlükle gönderdiği paralarla geçinmesi, vs.

Önemli olan şudur: Hayatta karşılaştığı ağır sorunların etkisiyle, yazının başında belirttiğim üç insanlık durumunu da -delirme, cinayet, intihar-, dönüşümlerle ve iniş çıkışlarla yaşamıştır.

Dostoyevski bu romanı 1866 yılında yazmış.

Psikiyatrist Eric Berne, Transaksiyonel Analiz‘i (TA) 1957‘de kuruyor. Ian Stewart, TA çerçevesindeki “Kaçış Kapıları” kavramsallaştırmasını, şu sözlerle anlatıyor:

Transaksiyonel analiz kuramı ve uygulamasının devam eden gelişiminde, yaşam kurgusunun üç olası trajik sonu, odak noktası haline gelmiştir. Bunlar intihar, cinayet ve psikozdur. Güncel transaksiyonel analiz konuşma dilinde bu üç trajik sonuç, topluca kaçış kapıları olarak adlandırılır.

Benim için şaşırtıcı olan şudur: Bu kuramların geliştirilmesinden yüz yıl öncesinde, kuramsal psikoloji bilgisinden ve klinik deneyiminden yoksun Dostoyevski, bu üç çıkış kapısını formüle edebilmiş ve tek bir karakterde hepsini toplamıştı. Hem de epey ayrıntılı olarak. Onun büyüklüğünün bir veçhesi de budur.

Dostoyevski’nin kahramanı, cezasını çekerken, iyileştirici/arındırıcı bir süreçten geçer ve yeni bir hayata doğru yönelir. Transaksiyonel Analiz yazarları da, kişinin, (üç ego durumundan birisi olan) “yetişkin”ini devreye sokarak, bu hallerden kaçınabileceği iyimserliğine ulaşırlar.

Aklı başında insanlar olan sizlerle hiç ilgisi olmayan bu yazıyı sonuna kadar okuduysanız, teşekkür ediyorum size. İyimser olalım, aklımıza mukayyet olalım.

Diğer 49 aboneye katılın

“Dostoyevski “Kaçış Kapıları”nı Biliyor muydu?” için 2 cevap

  1.  Avatar
    Anonim

    Güzel değerlendirme olmuş. Elinize sağlık.

    Liked by 1 kişi

  2. Macbeth ya da Suçlu Psikolojisi – Kubilay Yılmaz Avatar
    Macbeth ya da Suçlu Psikolojisi – Kubilay Yılmaz

    […] edeyim, suçlu psikolojisi ile ilgili, edebiyatın bir diğer büyük yapıtı, daha önceki bir yazımda konu ettiğim, Dostoyevski’nin Suç ve Ceza‘sıdır. Orada da etmenler arasına bir […]

    Beğen

Anonim için bir cevap yazın Cevabı iptal et