Bir önceki yazıda, başlıca duygusal manipülasyon yöntemlerinden “love bombing” üzerinde durmuş ve bu tekniğin, The Servant (1963 – Joseph Losey) adlı filmde nasıl somutlandığını göstermeye çalışmıştım.
Bu yazının konusu da yine bir duygusal manipülasyon yöntemi. Son yıllarda bolca sözü edilen “gaslighting”.

Kaynağımız, yine Bahar Tezcan’ın “Duygusal Oyunlar – Duygusal Manipülasyonları Anlamak ve Yönetmek” adlı kitabı. Filmimiz ise 1944 yapımı Gaslight.

Aşağıdakiler, “Duygusal Oyunlar” kitabından:
“Çok şiddetli ve yıkıcı olan duygusal manipülasyon yöntemlerinden biridir. Çünkü sonucunda akıl sağlığınızı kaybetme ya da öyle sanma ihtimaliniz vardır. Burada oyun tam da bunlar üzerine oynanır. Kendi zihninden, duygularından, davranışlarından ve iradesinden şüphe eden bir insanı yönlendirmek, etki altına almak, güç ve kontrol uygulamak, istediklerini yaptırmak çok daha kolay olduğu için manipülatörün hedefi bu alanlardır.”
Gaslighting, bir kişinin gerçeklik algısını sistematik biçimde sarsarak onu kendi düşüncelerinden, duygularından ve algılarından şüphe ettirme yöntemidir. Manipülatör, kurbanın zihinsel bütünlüğünü hedef alır ve onu dış dünyadan izole ederek kontrol altına alır.
Gaslighting, romantik ilişkilerde, aile içinde, iş ortamında ve hatta toplumsal düzeyde uygulanabilir.
Terimin kökenine ilişkin olarak Bahar Tezcan şunları söylüyor:
“Gaslighting teriminin çıkış noktası İngiliz oyun yazarı Patrick Hamilton’ın kaleme aldığı, 1938 yılında ‘Gas Light’ adıyla sahnelenen bir tiyatro oyunudur. Popülerleşmesi ve bir duygusal manipülasyon yöntemi olarak adlandırılması 1944 yılında yine “Gaslight” adıyla uyarlanan bir sinema filmi sayesinde olmuştur.”
1944 yapımı Gaslight, George Cukor’un yönetmenliğinde, Ingrid Bergman’ın olağanüstü performansıyla psikolojik gerilimin sinema tarihindeki mihenk taşlarından biri haline gelmiştir. Film, yalnızca bir kadının deliliğe sürüklenişini değil, aynı zamanda gaslighting adı verilen manipülasyon tekniğinin sinematografik bir dersini sunar. Bu teknik, bireyin gerçeklik algısını sistematik biçimde sarsarak onu kendi akıl sağlığından şüphe ettirmeye dayanır.

Gaslight filmi için, manipülasyonun sinemadaki anatomisi denilebilir.
Film için, “Ölmeden Önce Görmeniz Gereken 1001 Film” adlı kitapta şunlar yazılıyor:

“Film, insanın imgeleminde yarattığı eziyet ve paranoya duygusunu konu alan kara film serisinin seçkin örneklerinden birini oluşturuyor.”
Film, Londra’da yaşayan ünlü opera sanatçısı Alice Alquist’in gizemli cinayetiyle başlar. Alice’in yeğeni Paula, bu travmatik olayın ardından İtalya’ya gönderilir. Yıllar sonra Paula, Gregory Anton adlı bir adamla evlenir ve teyzesinin eski evine geri döner. Ancak bu dönüş, Paula için bir yeniden doğuş değil, zihinsel bir çöküşün başlangıcı olur.
Gregory, Paula’ya karşı sevgi dolu bir eş gibi görünse de, zamanla onun akıl sağlığını sorgulamasına neden olacak davranışlar sergilemeye başlar. Eşyaların yer değiştirmesi, gaz lambalarının titremesi, sesler duyması gibi olaylar Paula’yı paranoyaya sürükler. Gregory ise tüm bu olayları Paula’nın hayal gücüne bağlayarak onun “hasta” olduğunu ima eder. Bu noktada film, gaslighting’in temel tekniklerini bir bir sergilemeye başlar.
Londra’nın sisli sokaklarında, geçmişin gölgeleri hâlâ bir evin duvarlarına sinmiştir. Bu ev, bir zamanlar ünlü bir opera sanatçısı olan Alice Alquist’in yaşadığı ve gizemli bir cinayete kurban gittiği yerdir. Yıllar sonra, Alice’in genç yeğeni Paula Alquist, halasının ölümünden sonra Avrupa’da geçirdiği yılların ardından bu eve geri döner. Yanında, kısa sürede evlendiği karizmatik ama gizemli eşi Gregory Anton vardır.
Gregory, ilk bakışta sevgi dolu ve ilgili bir eş gibi görünse de, zamanla Paula’nın etrafındaki gerçeklik algısını sistematik biçimde sarsmaya başlar. Evdeki gaz lambaları durduk yere kısılır, Paula bazı eşyalarının kaybolduğunu fark eder, tavan arasından gelen ayak sesleriyle uyanır. Ancak Gregory, tüm bu olayları Paula’nın hayal gücüne bağlar. Ona sürekli zihinsel olarak yorgun olduğunu, dinlenmesi gerektiğini söyler. Paula, giderek kendinden ve algılarından şüphe etmeye başlar.
Gregory’nin asıl amacı, Alice Alquist’in ölümünden önce sakladığı değerli mücevherleri bulmaktır. On yıl önceki cinayetin faili aslında kendisidir; o gece mücevherleri ele geçirememiş, şimdi ise Paula’yı kullanarak planını tamamlamaya çalışmaktadır. Geceleri gizlice tavan arasına çıkar, gaz lambasıyla eşyaları karıştırır. Bu sırada evin diğer katlarında ışıkların (kendiliğinden ve zorunlu olarak) sönmesi, Paula’nın aklını daha da karıştırır. Gregory, evin hizmetçisini de kendi tarafına çekmiş, ona para ve ilgi vererek sadakatini satın almıştır.

Paula’nın sosyal çevresiyle bağları koparılır. Komşulara onun akıl sağlığının bozulduğu söylenir, dış dünyayla teması kesilir. Nadiren katıldıkları sosyal etkinliklerde Gregory, Paula’yı küçük düşürür, hatalı ve dengesiz biri gibi gösterir. Paula artık kendi zihnine bile güvenemez hâle gelir; Gregory’nin duygusal ve zaman zaman fiziksel şiddetiyle tamamen kontrol altına alınmıştır.
Ancak Gregory’nin planı, beklenmedik bir şekilde sekteye uğrar. Scotland Yard’dan genç ve dikkatli bir polis memuru olan Brian Cameron, Paula’daki tuhaf davranışları fark eder. Cameron, çocukluğundan beri tanıdığı Paula’nın bu hâline anlam veremez ve araştırmaya başlar. Gregory’nin her gece evden çıkıp farklı bir sokaktan geri dönmesi gibi detaylar, Cameron’ın dikkatinden kaçmaz. Gizlice evin çevresini gözlemler, Paula ile temas kurar ve onun yaşadıklarını dinler.
Cameron’ın müdahalesiyle Gregory’nin tüm oyunları açığa çıkar. Mücevher arayışı, tavan arasındaki gizli geçişler, gaz lambası manipülasyonları ve Paula’ya uygulanan psikolojik şiddet belgelenir. Gregory tutuklanır. En önemlisi, Paula artık akıl sağlığını yitirmediğini, yaşadıklarının bir manipülasyon olduğunu öğrenir. Bu farkındalık, onun yeniden kendine dönmesini sağlar.
Gaslight, sadece bir suç hikâyesi değil; aynı zamanda bir kadının zihinsel özgürlüğünü ve sağlığını geri kazanma mücadelesidir. Gregory’nin karanlık planları, Paula’nın içsel gücü ve Cameron’ın adalet arayışıyla bozguna uğrar. Film, ışığın sönmesiyle başlayan bir karanlığın, sonunda yeniden yanmasıyla son bulur.
Filmde Gregory’nin Paula’ya uyguladığı yöntemler, bu tekniğin en rafine örneklerini sunar.

1. Gerçekliği Saptırma
Gregory, Paula’nın gördüğü ve yaşadığı olayları sürekli olarak inkâr eder. Örneğin, gaz lambalarının titrediğini fark eden Paula’ya, Gregory bunun olmadığını söyler. Bu, kurbanın duyusal algılarını sorgulamasına neden olur.

2. Hafıza Manipülasyonu
Gregory, Paula’nın eşyaları kaybettiğini iddia eder. Oysa bu eşyaları kendisi saklamaktadır. Paula, kendi hafızasına güvenemez hale gelir.

3. İzolasyon
Gregory, Paula’nın dış dünyayla bağlantısını kesmeye çalışır. Onu hasta olduğuna ikna ederek sosyalleşmesini engeller. Bu, kurbanın alternatif gerçekliklerle temasını keser.

4. Aşırı Koruma Maskesi
Gregory, Paula’ya karşı aşırı korumacı görünerek onun iyiliğini düşündüğünü ima eder. Bu, manipülasyonun “iyilik” kisvesi altında yapılmasını sağlar.
5. Suçluluk Yaratma
Gregory, Paula’nın davranışlarını eleştirerek onun kendini suçlu hissetmesini sağlar. Bu, kurbanın özsaygısını zedeler.

6. Gerçeklikten Kaçış Noktalarını Engelleme
Paula’nın dış dünyayla temas kurabileceği her alan Gregory tarafından kontrol altına alınır. Hizmetçiler, komşular, hatta polis bile Paula’ya ulaşamaz hale gelir.
Manipülatör, kurbanın duygusal boşluklarını ve travmalarını kullanarak kontrol mekanizmasını kurar.
Gaslight, yalnızca bir gerilim filmi değil, aynı zamanda psikolojik manipülasyonun sinematografik bir tezidir. Gregory’nin Paula’ya uyguladığı teknikler, gaslighting’in nasıl işlediğini adım adım gösterir. Film, bireyin gerçeklik algısının ne kadar kırılgan olabileceğini ve manipülasyonun ne kadar ustaca yapılabileceğini gözler önüne serer.
Gaslighting, yalnızca bireysel ilişkilerde değil, medya, siyaset ve toplumsal düzeyde de uygulanabilir. Bu nedenle, bu tekniği tanımak ve ona karşı direnç geliştirmek, zihinsel sağlığın korunması açısından hayati öneme sahiptir.
Peki, gaslighting uygulayanların kişilik özellikleri nelerdir?
Cevap yine Bahar Tezcan’dan:
“Başka bir potansiyel kişilik yapılanmasına atıfta bulunamayacağımız kadar yüksek bir yüzdede narsistik yapılanması olan kişileri baş aktörler olarak görürüz. Ancak gündelik hayatta kişilerin birbirine uyguladığı daha hafif formları da klişelere dahil edilmiştir. ‘Sen kafanda kuruyorsun!’ cümlesi ana başlık olarak kullanılabilecek düzeyde yaygındır. Bu, elbette kişilerin ilişkilerde birbirlerinden öğrendiği bir taktiktir. Etkinliği öyle yüksektir ki pek çok kişinin yeri geldiğinde kullanabilmek için cebinde sakladığı tehlikeli bir silahtır. Masum görünmesi sizi yanıltmasın. Uyguladığınız kişiyi algılarıyla ilgili şüpheye düşürdüğünüz için zarar verme ihtimaliniz, yatkın kişiliklerde hayli yüksektir.”
Alıntı şöyle devam ediyor: “İnsanlar, birine zarar verme olasılığının olduğu hiçbir olayın içine dahil olmamakla yükümlüdür.”
Yazar, bu yöntemin hedefinde herkesin bulunabileceğini belirtiyor. Ancak, özsaygısı yerleşmemiş, dış denetim odağına sahip, sürekli kendini hatalı hisseden ve özür dilemesi gereken biri olarak görenlerin özellikle hedefte olacaklarını vurguluyor.
İlişkide bulunduğunuz ya da bir şekilde maruz kaldığınız bir özne, sizi sürekli kendinizden ve aklınızdan şüphe etmeye zorluyorsa, duygusal manipülasyonun bu yöntemine, yani gaslighting’e uğruyor olma ihtimaliniz yüksektir.
Gaslighting ile ilgili daha ayrıntılı bilgiler ve korunma yöntemleri için Bahar Tezcan’ın kitabını okumanızı öneririm.
Aklımıza mukayyet olalım.
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

Yorum bırakın