Küçük Kibritçi Kız’ın İntikamı

Bu yazı, Finlandiyalı yönetmen Aki Kaurismäki‘nin filmlerinden (Proletarya Üçlemesi’nin son filmi) “Kibritçi Kız” (The Match Factory Girl) üzerine.

Film, Andersen’in Küçük Kibritçi Kız masalına göndermede bulunuyor. O yüzden önce masal konusunda birkaç söz.


Hans Christian Andersen, kendisinden önce gelenlerden farklı olarak, sözlü geleneğe ait halk masallarını derleyip kayıtlara geçirmekle yetinmemiştir. Andersen Masalları, Andersen’in telif eseridir.

Bir de, çocukları düşünmemiştir yazarken. Sonradan, yazdıkları, çocukların okumasına uygun görülmüştür.

Yazdıklarında gerçekçilik ağır basmaktadır. Çevresinde gördükleri, yaşadıkları, yaptığı gözlemler masallarına kaynak olmuştur.

Masalları Türkçe’ye çevirerek üç cilt halinde yayınlayan Pinhan Yayıncılık, serinin önsözünde, Küçük Kibritçi Kız’ın, küçüklüğünde dilendirilmeye zorlanan ve kimi zaman yiyecek yemeği bile olmadan sokaklara terk edilen büyükannesinin çektiği sefalete bir ağıt niteliğinde olduğunu belirtmektedir.

Aynı Önsöz’den:

Kadın, çocuk, engelli, yoksul gibi ana karakterler üzerinden Andersen, Kilise hiyerarşisiyle, bürokratik açmazlarla, soylulukla, servet sahibi olmakla alay edip onları yermiş ve kadın-erkek ilişkileri, sınıf farkları, toplumsal dışlanma gibi güncelliğinden hiçbir şey kaybetmemiş olan sorunlara eğilerek mevcut düzeni eleştirmiştir.


Masal çok kısa. Yedi paragraf, yaklaşık bin sözcük.

Kibritçi kız, bir yılbaşı akşamı, yoksul ve soğuk evinden, soğuk sokaklara, kibrit satmaya çıkar. Ayaklarına büyük gelen terliklerini yolda yitirir. Kibritleri satamaz, eve dönmeye de korkar. Babasından dayak yiyecektir.

İki evin birleştiği bir köşede oturur, kibritleri teker teker yakmaya başlar. Bu, ısınmasına değilse de, hayaller kurabilmesine yarar.

Son kibritlerde, ölmüş büyükannesini görür.

Masalın sonunda ise, donarak ölür ve büyükannesine kavuşur.

Bu, sevgi ve merhameti unutmuş, acımasız, buz gibi bir toplumun, ağır bir eleştirisidir.


Aki Kaurismäki, masalı günümüz kapitalizmine taşıyor. Bir önemli farkla: Kibritçi kız bu sefer ölmeyecek, öldürecektir.

Iris, bir kibrit fabrikasında çalışmaktadır. Fabrikanın makineleri bütün işi yapar, doğayı kibrite dönüştürürken, Iris’e düşen, makinelerin hatalı olarak yaptıkları işi ayıklamaktır. Zihin öldürücü, aptallaştırıcı bir iştir bu.

Annesi ve üvey babasının yanında kalmaktadır. Evin çamaşırlarını çamaşırhanede yıkama, ütülerini yapma, yemek yapma, alışveriş yapma görevleri hep onun üstündedir. Bunun dışında, fabrikada kazandığı parayı, aldığı zarf içinde annesine teslim etmektedir.

Geriye kalan zamanda ise, aşk romanları okumakta ve okuduklarını realize edebilmek üzere dans kulüplerine gitmektedir.

Iris’in okuduğu aşk romanlarından…

Filmde, nadir birkaç yakınlık sahnesi dışında, diyalog yok denecek kadar azdır. Bütün öyküyü, görüntülerden ve çalan şarkı sözlerinden izler, anlarız.

Iris, genellikle ifadesizdir ve filmde çok nadir anlarda gülümser. Bunlardan birisi de, romantik öyküleri okuduğu anlardır.

Anne ve üvey baba, televizyonda haberleri izlemektedir genellikle. Onlar da ifadesiz yüzlere sahiptir. Anne sürekli sigara içer. Üvey baba tahminen bir spor bahis oyunu kuponu doldurur.

Iris’in ilk dans kulübü sahnesinde, sahnede söylenen şarkı, okyanusun ötesinde; tasa, kaygı olmayan mutlu bir diyardan söz etmektedir. Şarkıcı, “kuşların aksine, ben yerde çakılıp kaldım,” diye sürdürür.

Iris, duvar dibinde bir bankta, diğer kızlarla birlikte, dansa kaldırılmayı bekler. Hepsini kaldırırlar, bir tek Iris dışında.

Ertesi gün maaşını aldığında, mağazadan bir gece elbisesi satın alır. Anne ve üvey baba, eve geldiğinde, eksik maaşı ve elbiseyi görürler. Baba, bir tokat atar ve “kaltak,” der. Anne ise, elbiseyi iade etmesini ister. Bunlar, filmde, buraya kadar olan kısımda, anne ve baba ile ilk diyalogdur.

Dansa kaldırılmamasından ve beğenilmemesinden kıyafetini sorumlu tutan Iris, elbiseyi iade etmez ve üzerine giyerek bir kulübe gider. Orada bir adamla tanışır.

Dans ederler, adamın evine gidip sevişirler. Sabahleyin adamın Iris’in başucuna para bırakmasından, onu fahişe zannettiğini anlarız. Iris ise bunu bir aşk ilişkisi olarak görmektedir.

Iris erkek kardeşinin çalıştığı iş yerine gider. Kardeşi ona, açığını kapatması için, elbisenin fiyatı kadar bir para verir.

Iris, barda tanıştığı adamdan telefon bekler. Bekler ve telefon gelmez.

Adamın evine gider, ancak ertesi gün görüşebilecekleri cevabını alır. Eve dönerken yine gülümser.

Ertesi gün buluştuklarında, Aarne, aralarında uzun süreli bir şey beklememesini söyler ve “sevgin zerre umurumda değil”, der.

Iris ağlayarak eve döner.

Daha sonra, hamile olduğunu öğrenir. Adama bunu bildiren, umutlu bir mektup yazar ve elden teslim eder.

Yine telefon başında bekler ve telefon gelmez.

Adamdan bir zarf gelir. İçinde “veletten kurtul,” ifadesi ve bir çek bulunmaktadır.

Yola çıkar, dalgın bir şekilde yürürken bir trafik kazası geçirir.

Hastanede yanına gelen babası, annesini çok üzdüğünü ve artık onlarla kalmasını istemediklerini söyler.

Erkek kardeşiyle beraber, evdeki eşyalarını toplar ve bir küçük bavula koyarlar. Erkek kardeşinin evine gelirler.

Yine bir şarkı dinleriz. Bir yerinde, “Kalbin o kadar soğuk ki, donacak gibi,” demektedir.

Daha sonra, Iris’i, bir eczanede görürüz. Fare zehiri alır. Eve döndüğünde toz zehiri suyla birleştirip şişeye koyar, yola çıkar.

Buradan itibaren, kara komedinin tonu yükselir.

Aarne’nin evine gelir. İçki ister. Adam buz getirmek için kalktığında, kadehine zehirden koyar. “Vedalaşmaya geldim. Her şey yolunda ve bir daha asla görüşmeyeceğiz. Hiçbir şeyi dert etme,” der.

Çeki geri verir. İçkisini içer. Kalkar.

Adam çeke bakar, kapıya bakar, güler.

Çeki cüzdanına koyar.

Sigarasını çıkarır. Yakar. İçkisini içer. Sahne kararır.

Iris bir bara gider, bir bira alır, kitabını açıp okumaya başlar. Yanına gelen bir adamın içkisine de zehirden ilave eder.

En son olarak, anne ve üvey babasını da zehirler.

Ertesi gün, işyerine gelen iki polis, onu alır götürür. Bu sırada, bir şarkı dinleriz:

Aşkımın çiçeği soldu.
İnancım buz kesti
.

Her şeyini verip hüsrana uğradığında.
Anıların ağırlığı altında eziliyor insan
.

Aşkın çiçeği ışıldamaz artık.
Soğuk gözlerin ve ürperten gülüşün öldürdü onu
.”


Filmdeki diyalog azlığı, bize iletişimin olmadığı bir dünyayı gösterir/anlatır. Kaurismaki’nin diğer filmleri de geveze filmler sayılmaz ama, bu filmde,

  • Elbiseyi aldığında anne ve üvey babanın tepkisi,
  • Iris’in, erkek kardeşiyle görüşmesi,
  • Aarne’ye gelip görüşmek istediğini söylemesi,
  • Aarne ile dışarıda yemek sahnesi,
  • Hamile olduğunu öğrenmesi,
  • Babanın, hastaneye gelip, evden gitmesini istediklerini söylemesi,
  • Erkek kardeşinin yanında evden ayrılması,
  • Fare zehirini eczaneden alması,
  • Aarne’nin evine gelip artık görüşmeyeceklerini söylemesi

dışında diyalog yoktur. Bunlar da, bir iki cümlelik diyaloglardır.

Ortaya çıkan, Küçük Kibritçi Kız masalındaki soğuğun, toplumsal bir karşılığıdır. Buz gibi bir toplum, ilişkisiz insanlar.

Başlarda, Iris’in çok nadir gülümsediğini yazmıştık. En sonda, şişesinden her zehir aktarışında, yine bu nadir anlara tanık oluruz.


Bu cinayetlerle, yönetmen, belki de Küçük Kibritçi Kız’ın intikamını almaktadır.

Aslında, kapitalizm açısından, ortada bir adaletsizlik yoktur. Aarne, fuhuş yaptığı düşüncesiyle, bir fiyat ödemiştir. Iris’i hamile bıraktığını öğrenince ise, yine fiyatını ödemiş, bir çek göndermiştir.

Ancak Iris dünyaya böyle bakmamaktadır. Aslında Iris herşeyi “yanlış” anlamaktadır. Filmin sonundaki durumunuzu da, sizin meseleye nasıl baktığınız belirleyecektir.

Aşağıdakiler, filmden çıkardığım kadarıyla, 1980’lerde Finlandiya’da geçerli bazı ücret ve fiyatlar.

Filmdeki mesele, her şeyi fiyatıyla satın alan Aarne ile, şeylerin bir bedeli olduğunu düşünen Iris arasında.

Kaurismäki‘nin filmleri, bu aralar, MUBI’de. Ben filmi hem MUBI’de, hem de Bohem Sinema’nın Atölye çalışmasında izledim. İzleme imkanı bulur da görüşlerinizi bildirirseniz sevinirim.

Yorum bırakın