Evvela Koç gelir sırtında ışıldayan altın postu
Merakla bekler Boğa’nın öfkeden kabarmış burnunu
Boğa böğürür, boynunu büküp çağırır İkizleri
Yengeç’i peşine takmış gelir ikisi, peşinden Aslan
Başak bir de, arkasında Terazi, dengelenir geceyle gün
Akrep cayır cayır yanan yıldızını çeker,
Yarı-at Yayını onun kuyruğuna nişan alır,
Ok yaydan her an çıktı çıkacak,
Ardından Oğlak’ın kıvrık boynuzu,
Arkasında Kova döker kabından suyu,
Balıklar oynar suda oldukça açgözlü,
Koç gelir dokunur, burçların en sonuncusu.Marcus Manilius
İki ayrı alan. Arkaik ve modern. Bilim içi ve bilim dışı. Görünürde hiçbir ortaklıkları yok. Peki bir yazı başlığında nasıl yanyana geldiler?
(Önce şu bilgiyi hatırlayalım: Bilimin içi ile dışı, her zaman, bizim bugün gördüğümüz kadar kesin çizgilerle ayrılmamıştı. Hem yöntemleri birbirine çok benziyordu, hem de bunlarla uğraşanlar, aynı kişilerdi. Bu konuda önerilebilecek üç önemli kitap, aşağıda görselleri ile sunulmuştur.)



Anlamak için, bu iki alan, astroloji ve iktisat üzerinde bir yolculuğa çıkalım.
Yüzlerini yakından tanıyoruz. Her sabah, ya da hafta başında, ya da aybaşında televizyonda ya da sosyal medyada görüyoruz. Bize, önümüzdeki günde/haftada/ayda bizi nelerin beklediğini söylüyorlar. İlgi ve merakla dinliyoruz. Hayatın neler getireceğini öğrenmek istiyoruz.
Dinlerken rehabilite oluyoruz. Anlattıklarını unutuyoruz. Sadece bir izlenim kalıyor. Sonradan doğruluğunu test etmeyi düşünmüyor ve istemiyoruz. İzlemeye devam etmek istiyoruz.
Anlattığım, astrologlardır. Hepsinin kabaca bu çerçeveye sığdırılması doğru olmasa da, genel görünüm böyledir.
Astrolojinin ise çeşitleri vardır. Başlıca üçü, Hint (Vedik Astroloji), Çin ve Batı astrolojisidir. Bizim bugün gazete fal köşelerinde gördüklerimiz, burçlara dayalı Batı astrolojisi ile ilişkilidir.

Astroloji, orijinalinde, bir kehanet uygulamasıdır. Yerdeki ve insanlara ilişkin olayların, gökteki olaylar ve nesnelerle ilişki içinde olduğu kabulüne dayanır.
Zamanımızdan hayli önce, insanların yıldızlarla aralarında, bulutlar dışında bir şey yoktu. Geceleri, gökyüzüyle örtünüyorlardı. Gökyüzü ve oradaki nesnelerin, zihinlerinde büyük yer tutması, bugünkü hızlı ve ışık kirlenmesiyle dolu hayatımızdan baktığımızda, zor anlaşılabilir. Bizlerin gökyüzüyle arasında evlerin tavanları ve duvarları, ayrıca kaygılarımız var. Gök cisimleri, zihniyetimizde etkisi olanlar arasında sonlardadır.
Gökyüzünde olanlarla doğa olayları arasında ilişki kurmaya çalıştılar. Mevsimsel değişimleri tahmin etmek ve göksel döngüleri, mevsimsel değişimlerin işaretleri olarak yorumlamak için uğraşıyorlardı. Bazı kuralları anlamak yüzlerce yıllarını aldı. Gökyüzünde olup bitenin, doğadan öte, kendi hayatlarını da belirleyeceğini düşünmeleri doğaldı. Doğa ve kendileri diye bir ayrım o kadar belirgin değildi.
Buradan itibaren, kaynağımız, Kathleen Sears’ın “Astroloji 101” adlı kitabı. Say Yayınları’ndan çıkmış.

Kitapta, astrolojinin kökeninin, Eski Mısır’a kadar uzandığı belirtiliyor. Sistem, “yıldızların, gezegenlerin ve diğer tüm göksel cisimlerin konumlarının burada, Dünya üzerindeki olaylar üzerinde içkin bir etkisinin olduğu fikrine dayanır. Doğduğunuz anın ay ve günü, milyonlarca kilometre uzaktaki dünyaların hareketleriyle doğrudan ilişkilidir.”
Astroloji, insanın bulunduğu her yerde etkili oldu: Mezopotamya, Antik Yunan, Roma, İslam Dünyası, Orta ve Batı Avrupa.
Astrolojik akıl yürütme tarzı şu şekildeydi: Göksel döngüler tanrıların işiyse, tanrılar aynı zamanda insanların kaderini de tayin ediyorsa, bu durumda, gezegen ve yıldızlar da insan ilişkilerini etkilemektedir.
Mezopotamya’da bulunan Babil devletindeki rahiplerin bu konudaki araştırmaları, MÖ 2000’lerde başlıyor ve Babilliler, MÖ 500 yılına gelindiğinde Zodyak’ı icat etmiş bulunuyor.
Astrolojinin temel dayanaklarından birisi, ‘dünya merkezli sistem’dir. Bizde Batlamyus olarak bilinen Ptoleme’nin oluşturduğu bu sistem, 1300 yıl boyunca varlığını sürdürüyor. (Kopernik’in güneşi merkeze koymasına kadar.)
Batlamyus sistemi, yani eski sistem çerçevesinde, eğer dünya evrenin merkezi ise, bütün evren ve bu arada gökyüzü, dünyadaki insanlar için yaratılmış olmalıdır. Öyleyse, göksel cisimlerin hareketlerinin, duruşlarının, açılarının, dünya üzerindeki insanlar için bir anlamı olmalıdır.
Bu varsayım ve ilişki, dönemin aydınlarını, yazarlarını, düşünürlerini kendisine çekiyor.
Kopernik Devrimi’ni de içeren Aydınlanma Çağı’na kadar, düşünce, sanat, edebiyat eserlerinde astrolojik kavram ve imgelerin geçit resmi vardır.
Edebiyatta, astrolojiyi kullanan önemli isimler Dante Alighieri ve William Shakespeare.
Dante, İlahi Komedya’nın son kısmı olan Cennet’te, sayısız ayrıntıyla gezegenlerden ve onların astrolojik anlamlarından bahsetmiştir. Shakespeare’in eserlerinden örnekleri ise aşağıda veriyorum:
Bizim diyardaki bütün defne ağaçları kuruyor,
Göktaşları gökyüzündeki yıldızları korkutuyor;
Soluk yüzlü ay, dünyaya kanlı bakışlar fırlatıyor,
Kıraç yüzlü biliciler korku verici değişiklikler fısıldıyor;
Zenginler mahzun, serseriler hoplayıp zıplıyor;
Biri, sahip olduklarından yoksun kalacak diye,
Diğeri kargaşa ve savaştan bir şeylere sahip olacak diye,
Bunlar, kralların ölümünün ya da düşeceğinin işareti.(Richard II, Perde 2, Sahne 4)
Çağ ve taht değişiminin habercisi göktaşları,
Savurun gökyüzüne billur saçlarınızı,
Cezalandırın Henry’nin ölümünü reva gören asi yıldızları!(Henry VI, Kısım 1, Perde 1, Sahne 1)
Evet, evet, gökteki yıldızlardır karakterlerimizi etkileyen,
Yoksa aynı çiftten bu kadar değişik evlatlar nasıl olabilir ki?Kral Lear, (Perde 4, Sahne 3)
Öte yandan, Tycho Brahe , Johannes Kepler ve Galileo gibi önemli gökbilimciler saray astrologları olarak çalışmışlardır.
Bilim tarihi uzmanı Herbert Dingler, güneşin merkeze alınmasının, yani Kopernik devrimi’nin astrolojiye vurduğu darbeyi şöyle anlatıyor:
“Astrolojiyi, yani insanın kişilik özellikleriyle yaşam uğraşının göksel cisimlerin konum ve hareketleriyle belirlendiği, düşüncesini ele alalım. 17. yüzyıl ortalarında bu düşünce aydınlar gözünde bilimsel kimliğini yitirir, batıl bir inanç düzeyine düşer. Niçin acaba? Astroloji gücünü şöyle bir akıl yürütmeden alıyordu: Tanrı’nın amaçsız, işe yaramaz cisimler yarattığı düşünülemezdi. İnsan tüm varlığın merkezinde özel bir yer tutuyordu; öyleyse, gezegenlerin insan açısından bizim ortaya çıkarabileceğimiz bir önemi, bir etkisi vardı. Ama bir kez yerkürenin sonsuz sayıdaki yıldızlar arasında sıradan bir yıldızın çevresinde dönen küçük bir gezegen olduğu, insanın evrenin merkezinde özel bir yer tutmadığı gerçeği ortaya çıkınca o akıl yürütme tümüyle geçersiz kalmaktan kurtulamazdı. Bir gezegen üzerindeki insanların alınyazıları neden diğer gezegenlerce belirlenmiş olsun? Bizim bilmediğimiz çok daha önemli başka işleri olabilir; ama o işleri bize yönelik saymak düpedüz bir kuruntu değil midir?“
Olup biteni şöyle anlatabiliriz: Astroloji, o tarih itibariyle, temelsiz kalmıştır. Tutarlılığa düşkün insan aklı, temelsiz kaldığını gördüğü bir yaklaşıma bağlı kalmayı reddetmiştir.
Bu tarihten sonra, bir kehanet uygulaması olarak astroloji, seçkinler tarafından hızla terkedilmiştir. Temel varsayım (insanın evrenin merkezinde özel bir yer tuttuğu) geçersizse, kehanetin de geçersiz kalacağı düşünülmüşür.
Bu düşüşten sonra, astrolojinin yeni bir kimlik kazanması söz konusu oluyor. Bunu gerçekleştiren isim, Dane Rudhyar’dır (1895-1985).
“Fransa’da doğup büyümüş olan Rudhyar genel anlamda modern astrolojinin babası olarak bilinir. Psikolog C. G. Jung’un (1875-1961) eserlerinin onun üzerinde büyük etkisi vardır. Çalışmalarının çoğunda Jung’un ortaya koyduğu kavramları astrolojiyle bütünleştirmeye odaklanır. Bizim hayatlarımızı yıldızların belirlemediğini savunur, yıldızlar daha çok psikolojik olarak nerede bulunduğumuzu gösteren görüntülerdir. Özgür irademizin, dolayısıyla da hayatımızın gidişatını belirleme yeteneğimizin önüne geçmezler. Bu yaklaşım ‘hümanist astroloji’ kavramıyla terimleştirilmiştir. En önemli kitabı, The Astrology of Personality (Kişiliğin Astrolojisi) 1936 yılında basılmıştır. O sıralar İkinci Dünya Savaşı felaketinin süregeldiği düşünülürse kitabın neden kısıtlı bir okuyucu kitlesinin ilgisini çekmiş olduğu daha anlaşılır hale gelir. Yine de savaş bittikten sonra, yayıncısı teosofist ve mistik Alice A Bailey (1880-1949)’in de teşvikiyle popülerliği artmıştır.
Rudhyar’ın astrolojiyi edilgen bir bilim olmaktan çıkarıp etkin bir bilim olarak öğretme çabasında olduğunu görmek önemlidir. Onun iddiasına göre, amaç sadece talihin bizim için neler sakladığını bilmek değildir, aksine astroloji daha çok kendimizi algılama yeteneğimizi geliştiren ve dünya dediğimiz o yüce bütünselliğin, bireysel olarak neresine ne şekilde uyabileceğimiz gerçeğini anlamamıza yardımcı olan bir araçtır.”
Yani artık, astroloji, bir kehanet uygulaması değildir. Eskisine “Geleneksel Astroloji” denilmiş, yenisi de haliyle “Modern Astroloji” olarak adlandırılmıştır.
İkisinin arasındaki farklar şöyle belirtilmektedir:
- “Geleneksel astroloji daha çok geleceğe dönük öngörülere odaklanmışken modern astroloji kişinin kendini gerçekleştirmesi için bir araç haline gelmiştir.
- Modern astroloji güneş sisteminin on gezegenini hesaba katar; geleneksel astroloji çıplak gözle görülebilen yedi gezegene dayalıdır.
- Modern astroloji anlık hareketlere odaklanmaktan çok, gezegenleri burçlar, evler ve açılarla resmederek astrolojik incelemeye daha ‘çizgisel’ bir yaklaşım getirir.
- Modern astroloji sıklıkla diğer dini ya da (örneğin Vedik astroloji gibi) mistik geleneklere dair fikirlerle kaynaşırken geleneksel astroloji daha çok Batı ilmine bağlı kalır.“
Kathleen Sears, astrolojinin ve kendisinin geldiği pozisyonu, şöyle anlatıyor:
“Astrolojiyle ilgili en yaygın olan yanlış yorumlamalardan bir tanesi de bizim kaderimizi belirlediği şeklinde olandır. Esasında gerçek şudur ki astroloji bizim potansiyelimizi anlatır; potansiyeli gerçekleştirmek ya da reddetmek bizim tercihimizdir. Astroloji mekanik olmaktan uzak organik bir yapıya sahiptir; anlamıysa biz astroloji simgelerini öğrenip dilini anlamaya başladığımızda büyür ve derinleşir. Astroloji günbegün bizim başımıza gelecekleri öngöremez çünkü anlık olgularla değil de daha çok akımlar ve yönelimlerle ilgilenir.
Başka bir deyişle astroloji hayatımıza hakim olan motifleri, yani bize göre biçimlenen kaçış yollarını ya da karşımıza çıkan fırsatları inceler. Astroloji bireysel gerçekliklerimizi yorumlamanın son derece etkili bir yoludur. Astroloji çalışmaları hem kendimize hem de çevremizdeki insanlara ilişkin bilgi ve farkındalığımızı artırır. Gücümüze güç katar.”
Anlattıkları şöyle ifade edilebilir: Kopernik Devrimi’ndeki gerilemeden ve Dan Rudhyar’ın “katkı”sından sonra, astroloji artık bir kehanet uygulaması değildir. Temelsiz kalması bir krize yol açmış ve kendini dönüştürerek bu krizden çıkmaya yönelmiştir.
Astroloji üzerine bu kadar. Yazının ikinci bölümünde, iktisattan (economics) söz edeceğim.
Yayınladığım yazıları beğeniyor, onlardan haberdar olmayı ve yazıların size e-posta ile gelmesini istiyorsanız, lütfen aşağıdaki Abone ol düğmesini tıklayarak abone olun. E-posta adresinize gelen mesajdaki onay bağlantısına tıklamayı da unutmayın. Abonelik işleminiz ancak böyle tamamlanmış olacaktır.
Görüşmek üzere.

Yorum bırakın