Macbeth’in Suçlu Psikolojisi ile Ne İlişkisi Var?

“Kötülükle başlayan kötülükle sağlamlaşır.”

Macbeth

Bu yazımda Shakespeare’in 1606 yılında yazdığı düşünülen oyunu Macbeth‘ten söz edeceğim.

Okuduğum metin, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkmış, Sabahattin Eyüboğlu çevirisi.

Önce, bilmeyenler ya da bilip de unutanlar için oyunu özetleyelim.

Macbeth, İskoç Kralı Duncan‘ın ordusundaki bir soylu ve aynı zamanda, Duncan’ın konuşmasından anladığımız kadarıyla, onun amcaoğludur.

Bir diğer soylu olan Banquo ile birlikte, Norveç’le yapılan ve kendisinin büyük kahramanlıklar gösterdiği bir savaştan ülkesine dönerken, üç cadı ile karşılaşır. Cadılar, geleceğe yönelik kehanetlerde bulunur. Bu kehanetlerden birisi (Macbeth’in kral olacağı), Macbeth’i, Kral Duncan’ı öldürme fikrine yöneltir.

Bundan sonrası, Macbeth’in işleyeceği ilk cinayet (Kral Duncan’ı kendi misafiriyken yatağında öldürmesi) ve ardından, korku ve politik hırs yüzünden ardarda işleyeceği diğer cinayetlerin, ve bir de, kendisinin ve karısının yıkımının öyküsüdür.

Kralı öldürdükten sonra, suçu üzerlerine atabilmek için, odadaki iki nöbetçiyi de öldürür. Bunun ardından, kendisine rakip olabileceği düşüncesiyle, Banquo ve oğlu Fleance‘i öldürmeyi planlar. Görevlendirdiği katiller, Banquo’yu öldürür fakat Fleance kaçmayı becerir.

Macbeth yine huzur bulamamıştır.

Verdiği bir şölende, Banquo’nun hayaletini görür ve bütün davetlilerin önünde, bir çılgınlık nöbeti geçirir.

Sonrasında, cadılarla bir karşılaşma daha gerçekleşir. Bu sefer cadılar, onu Macduff‘a karşı uyarır ve iki kehanet daha dile getirirler.

Birincisi, ana karnından çıkmış hiç kimseden korkmadan yoluna devam etmesi; ikincisi ise Birnam ormanı kalkıp üstüne gelmedikçe kimsenin onun hakkından gelemeyeceği yönündedir.

Macbeth, bu durumların gerçekleşmesinin imkansız olduğu düşüncesiyle rahatlayarak, yoluna devam eder.

Macbeth, Macduff’u öldürme planları yaparken, Macduff‘un İngiltere’ye kaçtığı haberi gelir. Bu gelişme Macbeth’i çıldırtır ve Macduff’un kalesini basıp, karısı, çocukları ve “kadın, çocuk, uşak kimi buldularsa” boğazlatmasıyla sonuçlanır.

Bu arada Lady Macbeth, (kendisinin de kışkırttığı ilk cinayetin etkisiyle) yaşadığı pişmanlık ve suçluluk duygularıyla, hastalanmış ve uykuda gezmeye başlamıştır.

Oyun, İngiltere Kralı’na sığınmış Macduff ile Macbeth‘in ordularının savaşı ile ilerler ve sona yaklaşır.


Kitabı bitirdiğimde, oyuna, bir kaç farklı yaklaşım biçimi belirdi aklımda.

Bunlardan birisi, öyküye, (Macbeth’in ve karısının yaşadığı iç çatışmaları hayli derinlikli olarak verdiği için) Çatışma Yönetimi/Çözümü (Conflict Management/Resolution) açısından bakmak oldu. Bunu, ileride yazmayı ve “Shakespeare ve Çatışma Yönetimi” adını vermeyi planladığım kitaba sakladım.

Diğer yaklaşım, Suçlu Psikolojisi açısındandı. Bu konuda kitaplığımda hiçbir şey yoktu ve internet kitap satış sitelerinde arama yapıp, İzzet Durak‘ın “Suç Öncesi ve Sonrası Suçlu Psikolojisi” adlı kitabına ulaştım. Mevcudunun kalmadığını öğrenince, Nadir Kitap’tan edindim.

İzzet Durak, kitaptan öğrendiğim kadarıyla, bir hukuk adamı. Hakimlik ve avukatlık yapmış. Yargı ile ilgili deneyimleri onu, mesleğinin sınırlarının dışına çıkarak, suçlu psikolojisi konusunda kitap yazmaya yöneltmiş.

Kitap Mayıs 2013 tarihini taşıyor.

Kitap hakkındaki görüşlerimi GoodReads‘de yazdım. Bu konuda burada daha fazla ayrıntıya girmeyeceğim bu yüzden.


Kitaptan öğrendiklerimi biraz değiştirerek, suç sürecini aşağıdaki gibi özetleyebiliyorum:

Yazar, suç öncesi aşamayla ilgili olarak, kişiyi suça iten etmenleri de sınıflandırmış.

Bunlar, modern yaşamdaki etkenlerdir ve Shakespeare bize, bunların arasına yükselme hırsı, politik hırs ve kişisel çıkarı da ekleyebileceğimizi göstermektedir.

Beni mahmuzlayan tek şey, kendi yükselme hırsım” – Macbeth

Engel dinlemem artık kendi çıkarımın önünde.” – Macbeth

Geçerken not edeyim, suçlu psikolojisi ile ilgili, edebiyatın bir diğer büyük yapıtı, daha önceki bir yazımda konu ettiğim, Dostoyevski’nin Suç ve Ceza‘sıdır. Orada da etmenler arasına bir tanesi ilave oluyordu: Psikotik durum. Dostoyevski’den, aynı zamanda, suçlunun suç eylemi sonrasında farkında olmadan kendisini yakalatmak için elinden geldiğini yaptığını da öğrenmiştik.

İzzet Durak’ın belirttiklerinden “akran etkisi“nin çerçevesini, bu oyunla ilgili olarak, Lady Macbeth’i, yani insanın karısını ya da kocasını da içine alacak şekilde genişletebiliriz. (O zamanlar bu tuhaf “” sözcüğü icat edilmemişti.)

Lady Macbeth, Kral Duncan’ın yatağının başucunda (Lady Macbeth – George Cattermole, 1850)

Lady Macbeth, kocasını Kral Duncan’ı öldürmeye yönlendirmek için (cadıların Macbeth’in sırasıyla Glamis beyi, Cawdor beyi ve kral olacağı yönündeki kehanetlerini hatırlatarak) şunları söyler:

Glamis beyi dediler oldun; Cawdor beyi dediler oldun; öbür dediklerini de olursun… Ama tabiatına güvenim yok; fazla insan sütü emmişsin, en kestirme yoldan gidecek yürek yok sende. Yükselmek istemesine istiyorsun; içinde hırs yok değil; taş gibi de bir yüreğin olmalı yanında, o yok sende. Can attığın şeyi namusunla, suya sabuna dokunmadan elde etmek istiyorsun. Hem dalavere yapmayacaksın, hem de hakkın olmayan tahta oturacaksın!

Bununla da yetinmez. Erkeklik olarak algıladığı davranış biçimini de kullanır kışkırtmakta:

Sevgini de böyle bileceğim bundan sonra:
İstemekte yiğit, yapmaya gelince korkak, öyle mi?
Hayatın incisi saydığın şeye can atacaksın,
Ve kendi gözünde bir yüreksiz kalarak yaşayacaksın.
Ömrün boyunca, isterim, arkasından, yapamam, diyeceksin.
Atasözündeki çaresiz kedi misali:
Balık ağzıma gelsin, ama ayağım suya değmesin.

Suç öncesi ile ilgili olarak bu kadar yeter. Gelelim suç sonrası aşamasına. İzzet Durak, cezaevlerinde 600 hükümlü ile yapılan görüşmelerden çıkan sonuçlar çerçevesinde, suç sonrası failin iç dünyasındaki duyguları da rapor etmiş durumda. Buna göre suçlular, suç sonrasında, % 51 oranında üzüntü, % 25 oranında huzursuzluk, % 18 oranında pişmanlık ve % 5,5 oranında vicdan azabı duymaktadırlar. Huzur içinde olanlar ise ancak % 0,5‘tir.

Huzur dışındaki bütün bu duygular, Macbeth ve Lady Macbeth’e uğrar. Ancak Shakespeare bu duygular arasına, korkuyu, üstelik çok yoğun bir korkuyu da ilave etmiştir.

Öyle ki, suç eylemi sonrası Macbeth’in konuşma ve düşüncelerinde, korku ile ilgili kavramlar, en az 15 kere geçmektedir. İki tanesini verelim:

Korkudan yediğim lokma boğazımdan gitmeyecekse,
Her gece korkunç rüyalar saracaksa uykularımı, …

Haydi, gidip uyuyalım. Benimkisi delilik:
İlk ağızda insanı saran korku bu;
Alışmak ister buna:
Acemiyiz henüz kan dökmede.

Üstelik korku, diyalektik bir işleyişle, sadece suç sonrası bir duygu olarak kalmamakta, bir sonraki suçun motivasyon kaynağını da (bir suç öncesi unsuru olarak) oluşturmaktadır. Bu anlamda, o da suça yönelten etmenler arasına katılmayı hak eder. Macbeth, Banquo‘yu, yerini almasından korktuğu için öldürtür. Macduff‘u da kendisinden korktuğu içi öldürtmek ister. Macduff İngiltere’ye kaçtığında ise, tümüyle sebepsiz bir katliam yapar. Macduff’un kalesinde yaşayanları, kadın-çocuk gözetmeksizin öldürtür. Artık acemiliğini de atmıştır.

Korkuyla olan ilişkisi, oyunun sonlarına doğru, kökten değişir. Artık kanıksamış ve bünyesine katmıştır.

Korkunun tadını da unutmuşum neredeyse.
Bir zamanlar elim ayağım kesilirdi
Bir çığlık duysam karanlıklarda;
Korkulu masallar gerçekmiş gibi
Diken diken ederdi başımda saçlarımı.
Korkuları yemiş doymuşum artık:
Korkunçla senli benli olmuş kanlı düşüncem;
Kılım kıpırdamıyor.

Aslında, Macbeth, olayların başlangıcında, henüz Banquo öldürülmeden, kuralı kavramıştır:

Kötülükle başlayan kötülükle sağlamlaşır.

Kan istiyor: Kan kanı çağırır derler.

İlk kötülük, diğerlerinin devamını getirmektedir. Oyunun sonlarında da kendi açmazını şöyle dile getirir:

Öylesine kan içinde yüzüyorum ki artık,
Geri gitsem de bela, ileri gitsem de.

Korku, huzursuzluk, pişmanlık ile dolu olarak, uykuyu da kaybeder. Sadece kendisi değil, ilerleyen zamanla, Lady Macbeth de bu durumdan muzdarip olur. Uykuda gezmekte, gezerken de bulaşan kanı temizleyebilmek için uzun süre ellerini yıkar gibi hareketler yapmaktadır.

Her gece korkunç rüyalar saracaksa uykularımı, …” – Macbeth

Size gerekli olan uyku.
Her canlıyı dinlendiren uyku.
” – Lady Macbeth

Büyük bir iç sıkıntısının belirtisi bu:
Uyku halindeki bünyede uyanıklık halleri.
” – Lady Macbeth’in Hekimi

Ne yapıyor öyle? Ellerini oğuşturuyor, bakın.” – Hekim

Alışmış, hep yapıyor bunu: Ellerini yıkıyormuş gibi.
Bir çeyrekten fazla sürdüğünü gördüm.
” – Lady Macbeth’in hizmetinde bir kadın

Kan kokuyor hala şurası:
Arabistan’ın bütün kokuları
Temizleyemeyecek şu ufacık eli!
” – Lady Macbeth

Macbeth ve suçlu psikolojisi ile ilgili olarak yazacaklarım bu kadar.


En son olarak, oyun metninde beni etkileyen üç unsurdan söz etmek istiyorum.

Birincisi, Macbeth’in ağzından dökülen, aşağıdaki sözlerde:

Ne kanlar döküldü eski zamanlarda,
Kanunlar yumuşatmadan önce insanları!

Kendi kanaatimce, kanunlar, cinayetleri azaltmamış, daha kansız hale getirmiştir. Bir örnek, yeni çağların bir icadı, itibar suikastıdır.

İkincisi, kitaba Cevza Sevgen‘in yazdığı Önsöz’de de belirtildiği gibi, Macbeth sadece kendisini ve karısını yıkıma yöneltmemiş, onun yönetiminde, İskoçya “yaralı ve hasta” bir ülke haline gelmiştir. Soylulardan Angus, şöyle dile getirir bu durumu:

“Emrindekiler, yalnız emirle yapıyor her şeyi,
Sevgiyle değil. Krallığı bol geliyor sırtına
Bir cücenin bir devden çaldığı kaftan gibi.

Bir bey ise, şunları söyler:

Macduff da oraya gitti: Krala yalvaracak
Northumberland’ı ve yiğit Siward’ı ayaklandırsın da,
Onların ve Tanrının yardımıyla
Yeniden sofralarımızı kurabilelim,
Gecelerimize uykuyu getirebilelim diye.
Şölenlerimizi, şenliklerimizi
Kanlı bıçaklardan kurtaralım diye,
Büyüklere saygımız yürekten olabilsin,
Gördüğümüz saygıdan utanmayalım diye.
Nasıl hasretiz şimdi bunlara!

Üçüncü ve sonuncusu ise, “iyi” ve “kötü” arasındaki ilişkiyle ilgili. Shakespeare, bu iki kavramın birbirine bağlılığını (karşıt olmakla birlikte ancak bir arada varolabilmelerini) ve birbirine dönüşlülüğünü, yani iyi ve kötünün diyalektiğini çok iyi kavramıştır.

Oyun, cadıların şu sözleriyle başlar:

İyi demek kötü demek, kötü demek iyi demek;
Sisli puslu havalarda kanatlanıp uçmak gerek.

Macbeth de, suç öncesi yaşadığı iç çatışmalar sırasında, (cadıların kehanetiyle ilgili olarak) şunları düşünür:

Bu bir haber, ötelerden bir haber:
Ne kötüye benziyor, ne iyiye. Kötü olsa,
Ne diye böylesine umut versin bana,
Doğru sözler etsin? Cawdor beyi oldum işte.
İyi olsa, ne diye kötülük soksun içime?

Benim iyi ve kötü üzerine oyun içinde bulabildiklerim şunlar: Macbeth’in ikbali için iyi olan, kendi insanlığı, karısı ve İskoçya için kötü olmuştur. Macbeth için kötü olan (biyolojik ömrünün sona ermesi), İskoçya için iyi olmuştur. Sizlerin de okuduğunuzda başka örnekleri bulmanız mümkündür.

Okuduğum Macbeth baskısı üzerine görüşlerimi GoodReads‘de bulabilirsiniz.


Yayınladığım yazıları beğeniyor, onlardan haberdar olmayı ve yazıların size e-posta ile gelmesini istiyorsanız, lütfen aşağıdaki Abone ol düğmesini tıklayarak abone olun. E-posta adresinize gelen onay mesajındaki ilgili kısma tıklamayı da unutmayın. Abonelik işleminiz ancak böyle tamamlanmış olacaktır.

Yeni bir yazıda görüşmek dileğiyle.

“Macbeth’in Suçlu Psikolojisi ile Ne İlişkisi Var?” için 2 cevap

  1.  Avatar
    Anonim

    Bovarist kişilik, mazoşizm, sadizm, gibi birçok psikolojik terim edebiyat orjinlidir. Kanaatimce, psikoloji biliminin sundukları edebiyatla harmanlandığında insanı anlamak daha kolay oluyor.

    Liked by 1 kişi

    1. kubilayyilmaz1966 Avatar
      kubilayyilmaz1966

      Yorumunuzda “birçok psikolojik terim edebiyat orjinlidir” diyorsunuz ki, benim de tam olarak anlatmak istediklerimden birisi de buydu. Önce sanat seziyor, sonra bilim kavramsallaştırıyor diye bakıyorum ben de.

      Psikoloji, sizin de söylediğiniz gibi, edebiyattan ve bir de felsefeden ayrılması zor bir alandır.

      Kaleminize sağlık.

      Beğen

Yorum bırakın